1 Ocak 2018 Pazartesi | By: YeniAy M.

Manevi Rehberlik


KÜNYE

Yazar: Psk. Mehmet Küçük
Yayıncı: Ahir Zaman Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ
Bütün genişliğine rağmen dünya insana dar geldiği zaman onun dayandığı en büyük sığınak dindir. İnsanların duygusal hassasiyetinin zirveye ulaştığı, manevi olarak en çok umut beklediği zamanlarda bu ihtiyacını karşılayamamaları, onlar için büyük bir eksikliktir. Özellikle hastalık, yaşlılık ve diğer musîbet zamanlarında inanmış oldukları dinin, onlar için ne tür mükâfatlar müjdelediğini bilmeleri büyük teselli kaynağıdır. Bu sebeple tarih boyunca insanlar manevi rehberliğe her dönemde müracaat etmişler farklı şekil ve formlarda bu ihtiyaçlarını tatmin etmişlerdir. Son yüzyılda insanların bu ihtiyaçları resmî olarak da karşılanmaya başlamış huzurevlerinde, yetimhanelerde, hapishanelerde ve hastanelerde maddi bakım ile birlikte, manevi rehberlik (spritüal care / seelsorge) uygulamaları da başlamıştır. Vurgusu genellikle maneviyat olan dinlerin manevi rehber konusuna yaklaşımı önemli bir araştırma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda son dinin peygamberi Hz. Muhammed’in (sav) manevi rehbere muhtaç kesime karşı yaklaşımı ve onlara ne tür manevi destekler verdiği önem arz etmektedir. Manevi desteğe sadece hastalar değil, sıhhatliler de sadece fakirler değil, zenginler de sadece yetimler değil, anne-babaya sahip çocuklar da sadece yaşlılar değil, gençler de muhtaçtır. Sadece sokak çocukları değil, evde internete bağımlı çocuklar da sadece boşanmış aileler değil, boşanmamış aileler de, sadece hapishanedekiler değil, dışardakiler de sadece işçiler değil, patronlar da sadece cahiller değil, âlimler de muhtaçtır. Hasılı toplumun her kesimi aslında manevi desteğe muhtaçtır.

Manevi Rehberlik eseri, anladığım kadarıyla bir tez çalışmasının kitaplaştırılmış hali. Temel konu; gerek bedensel hastalıklarından kaynaklı gerekse yaşamlarının sıkıntısından kaynaklı ruhsal sıkıntı ve hastalıkları olan insanların manevi/dini rehberlik/destek ile hastalığının giderilmesinde destek olmak ve bunun yöntemleri üzerine...

Bu çalışmada da temel manevi rehberlik; İslam dini ve Hz. Muhammed'in hayatındaki uygulamlar/hadisler/sünnetler üzerine yapılmış. Kur'an ayetleri ve Hz. Peygamberin hastalara yaklaşım şekli ve onlarla iletişimlerini genel olarak özetlemiş, ana başlıkları/kilit noktaları vermiş ve ihtiyaç halinde hastalara aynı şekilde- uyarlayarak- manevi rehberlik yaparak destek olunabileceğini açıklamaya çalışmış. 

Genel olarak kitabı başarılı ve faydalı buldum, kesinlikle bu konuda daha çok akademik çalışmalar yapılmalı çünkü yazarın da kitabında belirttiği gibi batıda bu yönde çalışmalar uzun yıllardır mevcut. Ülkemiz bu konuda biraz geri kalmış, oysa en çok İslam ülkelerinde bu konuda bir gelişmişlik beklemek gerekir, zira bu konuda temelimiz, batıdan daha çok sağlam. Aslında bizim ülkemizde de hastanelerde din adamlarından destek alma uygulamasını hayata geçirdi geçiriyorlar ama maalesef bazı kesimlerce çok eleştirildi; laiklik adı altında. Oysa çalışmada da belirtildiği gibi insanların bu tarz manevi destek arzuları ve bunun giderilmesi İNSAN HAKLARI çerçevesinde de yasal bir zorunluluktur ve aksi yönde bir hareket de bu yasal insanı hakkın ihlalidir; doğal olarak cezai işlem gerektirir.

İnşallah ülkemizde bu yönde daha çok olumlu adım atılır. Değerli bir çalışmaydı, teşekkür ederim. 

(İnternet fiyatları, sitelere göre farklılık gösterebilir.)
30 Aralık 2017 Cumartesi | By: YeniAy M.

Dikkat Güldürür!



KÜNYE

Yazar: Kader Güneş
Yayıncı: Az Kitap
Sayfa: 128
Baskı Yılı: 2017 
TANITIM BÜLTENİ


Adamın biri doktora gitmiş. Doktor muayene etmiş ve bizimki sormuş: — Ne oldu Doktor Bey? Ne kadar ömrüm kaldı?” Doktor cevaplamış: — 10…
Bizimki sormuş: — Ne 10’u doktor bey, gün mü, ay mı, sene mi?” Doktor: — 9, 8, 7, 6...”


Öğretmen, Ayşe’ye sormuş: - Hiç yemin eder misin Ayşe?
- Vallahi billahi etmem öğretmenim.


İki kişi balık tutuyordu. Yalnız biri, tuttuğu küçük balıkları torbaya bırakıyor, büyük balıkları suya geri atıyordu. Bu durum, yandaki balıkçının dikkatini çekti. Dayanamadı sordu:
— Yav arkadaş, sen deli misin? Neden balığın küçüğünü torbaya, büyüğünü suya geri atıyorsun?
Adam cevap verdi: — Kızartma tavam küçük.


Temel’in evinde temizlikçi kadın temizlik yaparken birden fare çıkmış. Kadın bağırmış. Temel’in eşi de fareyi görünce eşine seslenmiş: —Temel, fare, fare! Temel eşine cevap vermiş:
— Beni niye çağırıyorsun hanım, ben kedi miyim?


Öğrenci tahtada, öğretmenin sorduğu soruyu yapıyordu. Öğretmen uyardı: - Yanlış yapıyorsun!
- İyi de öğretmenim madem sonucu biliyorsunuz, beni neden uğraştırıyorsunuz?


Okul bitmiştir fakat Temel’in karnesinde zayıflar cirit atmaktadır. Bunu gören babası: “Bu ne biçim karnedir, değil beş, dört bile yok! Atatürk senin yaşındayken sınıf birincisiydi.” der.
Temel, bunun üzerine:
- Biliyrum oni baba. Sen de şuni unuttin; Atatürk senun yaşundayken de cumhirbaşkanuydi!

Gülmek Bedava kitabıyla bizleri temiz mizaha davet eden Kader Güneş ablamın bir nevi devam kitabı niteliği taşıyan Dikkat Güldürür kitabı da ilki gibi temiz mizah ile yola devam etmekte. İlki daha çok internet şakalarının derlemesi iken 2. kitap ağırlıkta fıkra derlemesi olarak beğenimize sunuluyor.

Mizahın, insan psikolojini rahatlattığı ve stresten uzaklaştırdığı bilinen bir gerçektir; stres de günümüzün psikolojik hastalıklarının hatta fiziksek hastalıklarının bir kısmına hatta belki de bir çoğuna neden olan bir olaydır. Bu açıdan mizahın varlığı hayatımızda önemli bir yeri var. Lakin küfür ve bel altı ile yapılan şakaların ve anlatılan fıkraların kişiye pek bir şey katmadığı gerçektir. Ayrıca ahlaki açıdan da kişi/leri yozlaştıran bir şeydir. Bilhassa belli yaştaki gençleri/çocukları bu tarz sözde mizahlardan korumamız gerekiyor.

İşte bu yüzden Gülmek Bedava ve Dikkat Güldürür! gibi temiz mizah anlayışı ile yolan çıkan kitapların kıymeti daha bir önem arz eder hale geliyor. Bu hassasiyetle yaklaştığı için Kader GÜNEŞ ablama ve onun gibi temiz mizah ile güldürmeyi amaçlamış herkese teşekkürleri bir borç bilirim. 😊

Doğrusu ikinci kitabın kapağını daha çok sevdim, ayrıca kalınlığı da ilkinden daha fazla. Elimdeki kitapta bir köşede küçük bir baskı hatası var ama o kadar kusur, kadı kızında da olur. Bir de fıkralarından birinde tarihsel bir hata var ki tarih delisi bir insan olarak demezsem olmaz. 😋



                                      (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
29 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İslamiyet ve Türkler



KÜNYE
Yazar Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız
Yayıncı: İlgi Kültür Sanat Yayınları
Sayfa280
Baskı Yılı: 2011
TANITIM BÜLTENİ

İslâmiyet'in kabûlü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş, Asya steplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların yaşamasında başlıca sebeplerden birisi olmuştur. Bundan daha önemlisi, İslâmiyet'in ortaya koyduğu prensiplerin millî bünyelerine uyması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişlerdir. İslâm dinîni kabûl etmiş olan Türk boylarından hiç birisi, millî varlıklarını kaybetmemişlerdir. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinîne toptan girişleri, diğer din ve medeniyetlere intisablarından farklı olarak doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibarıyla yalnız Türk ve İslâm tarihinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kalmaz, dünya tarihinin de en büyük hadiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Türkler, İslâmiyetle daha ilk fetihler sırasında temasa geçmelerine rağmen ancak üç asır kadar sonra X. Asrın ortalarında büyük kitleler halinde bu dinî kabûl etmişler ve kısa zaman sonra İslâm dinî Türkler'in millî dinî haline gelmiştir. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler ile Müslümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple İslamiyet Türkler arasında yayılma imkânı bulamamıştır. Abbasî hanedanının iktidara gelmesiyle İslâm devleti bünyesinde meydana gelen değişiklikler sebebiyle mücadeleler hemen hemen sona ermiş ve Türkler İslâm devleti hizmetine girerek faaliyet göstermeye başlamışlardır.
Kitabın ismini bir tv programında duyarak almıştım (ya da bir başka kitapta ismi geçmiş de olabilir, üzerinden uzun zaman geçtiği için hatırlayamıyorum. 😋😋😋 ). Sonuç olarak kitabı edindim ve geçenlerde bitirmek nasip oldu.

İçerikte Türklerin ilk zaman İslamiyet ile ne zaman ve ne şekilde tanıştığını ve münasebetinin nasıl oluştuğunu tarihsel verilerle anlatıyor. Bu cümleden Türkler, İslamiyet'e girdi; şu şu şeyler eski inancı ile çok uyumluydu vs. şeklinde bir şey çıkarmayın. Burada işin teolojik kısmı değil tarihsel kısmı anlatılıyor; 10. y.y. sonrası ele alınmadığı için toplu olarak nasıl İslam'a girildiğini anlatan bir kitap değil.

Kitapta Türklerin, Emeviler ve Abbasiler ile olan tanışıklığı ve bu devletlerin içerisinde aldıkları vazifeler anlatılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse Samara Devri olarak adlandırılan zaman içerisinde; Abbasi Devletindeki Türklerin etkisi ve yaptıkları; bir zaman sonra ortada dönen entrikalar vs. bana Game of Thrones dizisini anımsattı, bizim GoT da baya batılıların GoT'u kadar heyecan verici, demedi demeyin. 😀😂😃 Elbette olaya benim bakış açımla bakar ve ders çıkartabilirseniz bu kitap size sadece tarihsel olayların öğretmekle kalmaz, hayati bazı önemli şeyler de öğretir. Bu açıdan da çok verimli ve değerli bulduğum bir kitap oldu.

Türkler ağırlık ve en etkili olarak Abbasi Devleti'nin Samara Devri'nde faaliyet gösterdiği için, kitapta da ağırlık bu dönem üzerinde geçiyor. Zaten ünlü Samara şehri de Türkler için kurulan bir Türk şehri(hatta Abbasi devletinin o dönem başkenti). Türkler olaya askeri vazifeler ile başlarken iş siyasi/devlet yönetim kademesinde faaliyet göstermesine kadar gidiyor ve bir zaman sonra halifeler üzerindeki baskıları ile fiilen devletin yönetimini ele geçiriyorlar. Durum öyle boyutlara ulaşıyor ki Abbasi Devleti içindeki Türkler, halifeleri indirip yerine yeni halife seçiyor. Bu durum halifelik süresini müneccimden öğrenmeye çalışan taze halifeye etrafındaki insanların şu cevabı vermesine neden olur hale gelmiş; "Türkler ne kadar zaman isterse."

Kitabı muhakkak tavsiye ederim ama özel de bir ricam var; okurken asabiyet(milliyetçilik) duygunuzu kamçılayarak okumak yerine olabildiğince duygulardan ırak bir şekilde okuyun ki almanız gereken dersi alın, öğrenmeniz gerekeni öğrenin. Gurur ve böbürlenme ile okursanız yüzeysel şeyler öğrenirsiniz.


(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)


21 Aralık 2017 Perşembe | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Kuğu ve Çakal'


KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa400
Baskı Yılı: 2017
TANITIM BÜLTENİ


“Muazzam bir kitap daha”
-The Book Enthusiast-


“Kesinlikle çok çarpıcı. Beklentilerimin çok ötesinde.”
-Nikki Arivel Larazo-


“Başından sonuna kadar harikaydı. Bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum.”
-Catherine Duffy-


Fredrik Gustavsson hiçbir zaman aşka inanmamış ve kimsenin karanlık hayatını kabul edebileceğini düşünmemiştir. Ta ki en az kendisi kadar tekinsiz Seraphina’yla karşılaşana dek... Fredrik ve Seraphina beraber dopdolu iki sene geçirmiş ve aşkın en karanlık halini tatmıştır. Fakat bir gün Seraphina Fredrik’i geride bırakıp kayıplara karışır.
Gelgelelim Fredrik Seraphina’yı bulmaya kararlıdır. Fredrik’in elindeki tek koz ise Cassia adında, hafıza kaybı yaşayan masum bir kızdan başkası değildir. Fredrik’in Cassia’nın yaşananları hatırlaması için çabalamaktan başka şansı yoktur. Ve bu esnada hiç umulmadık olaylar yaşanır ve Fredrik kendini türlü açmazın içinde bulur.
Katiller Çetesi’nde macera Sarai ve Izabel’in ardından devam ediyor, gerilim iyiden iyiye tırmanıyor. Kuğu ve Çakal J.A. Redmerski’nin dünya çapında büyük yankı uyandıran serisinin üçüncü kitabı.

Geldik bir serinin yeni kitabına daha; Kuğu ve Çakal ismi, kitabın sonlarında daha bir anlam buluyor, gerçekten. Yani Cassia gerçekten tam bir Black Swan hikayesi; okuyunca demek istediğimi anlayacaksınız. Fredrik de zaten Çakal lakaplı biri olduğu için tam uymuş isim. Kafadan isim yorumuyla girdim. :P Yine de Kuğu'luğuna kitabın sonunda değil de başlarında ve ortalarında da birer kere değinseydi keşke. :)

Aslında isim açıklamasından ve tanıtım yazısından da anlayacağınız gibi 3. kitap tamamen Fredrik ve Cassia ikilisi üzerine odaklanmış. Elbette yer yer Victor, Izabel, Niklas  vs. ekibin hepsini görüyoruz... Bu açıdan bakar isek eğer 3. kitap Katiller Çetesi'nin o hareket ve entrikalarından uzak, daha çok Fredrik'in iç dünyası ve geçmiş sorunları üzerine yazılmış.

Kitaba ilk girişle birlikte Fredrik ve Cassia arasındaki halihazırda olan yakınlık, etkileşim okuyucu için kafa karıştırıcı hatta kurguda bir zayıflık gibi geliyor ama işin özünde, kitabın sonunda ortaya çıkan bir gerçekle birlikte meselenin özü de açığa çıkıyor. Cassia ile ilgili şüphelerim vardı ve aslında şüphelerimde nispeten haklı çıksam da bu şekilde bir şey beklemiyordum, yazarı tebrik ederim. Yazarın dili, anlatımı vs. diğer iki kitabın tadında ilerliyor ama açıkçası kurgu, diğer ikisinin heyecanını çok vermedi desem yeri. Ayrıca Fredrik karakterini de bir hayli abartı buluyorum, niyeyse yazarın en sevdiği karaktermiş izlenimi verdi, gerçi ben de seviyorum. 😃

Bunun dışında aradığım lezzeti tam bulamasam da genel olarak güzel, hoş vakit geçirten bir kitap oldu. Puanlarken 3 ila 3,5(ortalama ile iyi) arasında kaldım. Doğrusu 3,5 üstünde bir şey vermek de zor.
(Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)

15 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

Dirilt Kalbini



KÜNYE

Yazar: Nouman Ali Khan
Yayıncı: Timaş Yayınları
Sayfa: 224
Baskı Yılı: 2017(1.baskı)

TANITIM BÜLTENİ

“Teknolojinin önümüze serdiği sınırsız imkânları düşündüğümüzde, bugünün insanını yakalayabilmek için samimi ve bilgece bir üsluba ihtiyacımız var. Gençlerimizin artık eski, kalın kitapları karıştırıp kafa yoracak ne vakitleri var, ne de istekleri. İslâm’ın ilkelerini ve güzelliklerini, tahrif etmeden ama muhatabı taltif ederek sunmamız gerekiyor. Buna ‘din dilinin restorasyonu’ dememiz caiz olursa eğer, yapmamız gereken tam da bu. 
Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı Nouman Ali Khan, çizmeye çalıştığım çerçeveyi gerçek anlamda dolduran bir isim. İslâm ve Kur’ân hakkındaki derin bilgisini keyifli ve bilgece bir üslupla dile getirip, bunu yaparken kendi hayatından aktardığı sıcak ve sıra dışı anekdotlarla okurunun ilgisini her an canlı tutabiliyor. 
Nouman Ali Khan’ın Dirilt Kalbini adıyla Türkçeye kazandırılan elinizdeki ilk kitabı, günümüze dair bazı meseleler hakkında Kur’ân ayetlerinden damıttığı kıymetli dersler içeriyor. Ayetlerin sadece mesajını değil, ayetlerde geçen ifadelerin dil özelliklerini de laf arasında aktarıyor. Kelimelerin anlamları, anlamlar arasındaki hoş nüanslar, bunların ayetlere kattığı derinlik ve zenginlik… Bütün bunlar, okuyucuyu hem anlatılan konuya hem de bir bütün olarak Kur’ân’ın harikulâde üslubuna yaklaştırıyor, ısındırıyor.
Dirilt Kalbini’yi okurken, şu ayet hep hatırınızda olsun, zira ayette anlatılan şeyin ayniyle tezahür ettiğini göreceksiniz: 
‘Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çok büyük bir hayr verilmiş demektir. Bunu ancak, temiz akıl sahipleri düşünüp anlar.’ (Bakara, 269)”

Taha Kılınç

En az bir buçuk ila iki yıl arası Nouman Ali Khan'ın videolarını takip ediyorum. Kendisinin 7'den 70'e herkese hitap eden tarzıyla Kur'an ayetleri üzerinde verimli ve başarılı bir çalışma yapıyor. Şöyle söyleyebilirim ki onun anlatım tarzını anlamayan insan çok azdır, diye düşünüyorum. Verdiği örnekler gündelik ve halkın anlayacağı şekilde... Size sizi anlatan, sizden biri... Sizi anlıyor, sizi tanıyor; çünkü kendini tanıyor... Kendisi bir imam veya şeyh vb. bir şey değil, zaten kendini hiçbir şekilde öyle tanımlamıyor; Kur'an talebesi ve öğretmeni olarak tanımlıyor... Kur'an'ın en iyi şekilde anlaşılmasını arzuluyor. Şahsen kendisinin anlatımı ile bir çok şeyi öğrenme fırsatım oldum, Allah razı olsun.

Bu kitap da onun konferans ve hutbelerinden alıntılarla, onun gözetiminde hazırlanmış. Toplamda iki kitabı mevcut, ilkini okuma imkanı bulduk, ikincisini de buluruz inşallah diye umuyorum. Kitap, dua nedir, ne değildir? Nasıl edilmelidir gibi sorularla başlamış ve eleştiri tutkumuz ile devam ederek parasal konulardaki tavrımız ve de güncel diğer bazı meselelerle sonlandırmış. Elbette tüm bu tefekkür ve inceleme Kur'an temelli olarak gerçekleştirilmiş ve bizde Kurânı bir bakış açısı yerleştirmeyi amaçlamış. Beğenerek okudum, videoları görmeyen, görme imkanı olmayan kişiler (bilhassa belli yaş üstü yetişkinler için) için onun konuşmalarından hazırlanmış kitapların çoğaltılmasını isterim. Ayrıca öğrettiği şeyleri somut olarak elde tutmak da ayrı bir önemli diye düşünüyorum. Sonuçta videolara her daim erişemeyebiliriz ama kitap, çoğu zaman elimizin altında.

Kesinlikle alıp okumanızı tavsiye ederim, gündelik bazı sorunlarımıza ve hatalarımıza dikkat çekici konular seçildiği için çok faydalı olacağı kanaatindeyim.

Kitabın bana göre rahatsız edici bir kusuru varsa o da imla konusunda fazla özen göstermemiş olmaları. Bir de kapakta kullanılan fotonun çözünürlüğü biraz düşük, Timaş gibi bir yayınevinden beklenmeyecek bir şey bana göre.

                                                             (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
8 Aralık 2017 Cuma | By: YeniAy M.

İki Çağın Sultanı 'Fatih Sultan Mehmed Han'


KÜNYE
Yazar  Yavuz Bahadıroğlu
Yayıncı: Nesil Yayınları
Sayfa: 288
Baskı Yılı: 2014 (64. Baskı)
TANITIM BÜLTENİ
Fatih'i yetiştiren atmosferin resmi, kanaatimizce, genç nesillere, "geniş ufuk-lu insanlar" olabilmenin sırlarını vermektedir. Böyle insanlar yetiştirmede hayli çorak dönemler yaşayan bu ülkenin eğitimcilerine, bahsi geçen noktada başarılı olmuş bir devrin insanlarını anlatmanın, gelecekte bu sorunları aşma adına, faydalı olacağını düşünüyoruz. Her biri, İstanbul kadar mühim fetihler gerçekleştirmesini umduğumuz nesillere, bir damla can suyu olabilmesi temennisiyle hazırlanan bu eser, dileriz, geleceğin Fatihlerine ulaşır.
Fatih ile ilgili aldığım 2. kitabın yorumuna hoş geldiniz. 😊
Aynı yazarın daha önce de Osman Gazi isimli kitabını alıp okumuştum. Arzu ederseniz bu kitabın yorumuna da bakabilirsiniz.

Osman Gazi kitabının yorumunda da belirttiğim gibi yazarımızın 'roman' havasında bir yazım tekniği var; ilk kitapta bu tarzı garipsemiş idim ama bu kitapta bu tarz pek kendini göstermemiş. Benim için bir artı. Bundan önce Fatih'in Rüyası kitabını edinmiş ve okumuştum; tevafuka bakın ki Osman Gazi için de benzer şekilde öncesinde bir başka kitap alıp, okumuştum.

Aslında üst üste aynı konuya sahip kitapları okumanın; ister istemez iki kitabı-bilhassa bilgileri- karşılaştırma yoluna sürükleyen bir ruh haline sokması gibi bir sorun var; inanın bilerek yapmıyorum. Aslında Fatih ile ilgili okuduğum ilk kitap, daha çok onun fetih ruhunu ve amacını anlatan bir kitap iken bu kitabı almamdaki amaç Fatih'in genel olarak biyografisini okuyacağımı düşünmemdi ki isim de ister istemez insana böyle bir hava veriyor. Lakin içeriğini okuyunca Yavuz Beyin de Fetih meselesi üzerinde durmuş olduğunu görüyoruz; biraz farklı açılardan da olsa temel olarak ana konu Fetih diyebiliriz. Bundandır ki kitap isminin yanıltıcı olduğunu düşünüyorum; bazı bilindik kilişe bilgiler ve hikayeler dışında bilinmeyen noktalara da değinilmiş.

Kitabın ilk bölümünü de ayrıca faydalı bulduğumu belirtmek istiyorum; bazı kesimlerin -kasıtlı olarak- eleştiri malzemesi yaptığı bir konu üzerine çok güzel ve faydalı açıklamada bulunmuş. Kendisine teşekkür ederim, kafamıza bir türlü yazamadığımız, bilincine varamadığımız ya da vardırılmak istenmeyen bir mesele zira.

Yalnız bilgilerde bazı hatalar olduğunu düşünüyorum. Padişahlar ve anneleri konusunda 2. Murad'ın annesinin Türk olduğu belirtilmiş iken hemen aşağıda Veronica ismi verilmiş ve daha sonra aynı hata tekrar edilmiş. Sanırım Muratlar katıştırılmış ve farkına bile varılmamış. Ayrıca İstanbul fethine kadar Osmanlı padişahlarının sarayları olmadığı söylenmiş; orayı aldıktan sonra da uzun müddet sadece Topkapı Sarayı ile yetinildiği söylenilmiş. Benim bildiğim Edirne Sarayı, Topkapı Sarayından sonraki en büyük saray ve İstanbul'da yapılan ilk saray da Eski Saray ismiyle anılır ki Topkapı Kanuni döneminde tamamlanmış ve adına o dönemler Yeni Saray denmiştir. Bir de kitapta birkaç kere yer yer aynı paragrafın tekrarına yer verilmiş. Bence 64. baskısını görmüş böyle bir kitabın hataları çok önceden ayıklanmalıydı.

                                         (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)
27 Kasım 2017 Pazartesi | By: YeniAy M.

Katiller Çetesi 'Izabel'



KÜNYE
Yazar J. A. Redmerski 
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Sayfa368
Baskı Yılı: 2016
TANITIM BÜLTENİ

"Sayfaları çevirmekten kendimi alamadım. Muhteşem!"
-Kelly Mcbride-
"Izabel'i ilk kitap gibi çok sevdim. Biraz kan, biraz gözyaşı ve tabii ki bolca aksiyon."
-Devan Fox-
"Izabel'de karakterler öyle güçlü ve canlı ki onlarla vakit geçirmek insana tarifsiz bir zevk veriyor."
-Jennifer Kyle -

Onu esaretten kurtaran katiller çetesiyle karanlık bir hayat sürmeye kararlı olan Sarai, acımasız bir sadistten intikam almaya karar verir. Ama Sarai'ın pervasız halleri onu asla geri dönemeyeceği bir yola sürekler. Öte yandan Arthur Hamburg'un sağ kolu Willem Stephens da Sarai'ın peşindedir. Fakat Izabel kimliğine bürünen Sarai'ın geçmek zorunda olduğu bambaşka bir sınav vardır ve bu son sınav aynı zamanda genç kızın Victor Faust'a olan güvenini de sorgulamasına neden olacaktır. Sarai'ın devam kitabı olan Izabel okurları yine karanlık, ölümcül ve heyecan dolu bir serüvene çağırıyor.
Katiller Çetesi'ne bir sene sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sarai'yi en son Dina'nın yanında, sıradan ve sakin bir hayat sürerken bırakmıştık. Aradan geçen 8 ay sonra, Sarai, bu sıradan hayatın hiç de ona göre olmadığına karar verir. Dahası kanın tadını bir kere almış köpek balığı gibi, daha fazlasını arzulayarak yarım kalmış bir işi bitirmek için Los Angeles'a geri döner.

Elbette bu zaman zarfında Victor'dan tek bir haber dahi alamamış, en sonunda onu unuttuğuna ve umursamadığına ikna olmuştur. Yine de Sarai amacından vazgeçmeyecektir ve daha önce Victor'un vazifesi aracılığı ile tanıştığı sapkın iş adamını öldürmek için lokantasına geri döner. Lakin işler hiç de umduğu gibi gitmez.

Bundan sonraki yaşanan olaylar Sarai'nin Victor ile yeniden bir araya gelmesine ve bu Katiller Çetesi'nin içine daha fazla girmesine neden olacaktır. Elbet bir de Victor'un kardeşi 'Nikalas' sorunu var ki bu oğlanın olayını, doğrusu; başta anladım,lakin her şeyin açığa çıktığı olay öncesinde yaşananları görünce "Yok ya, öyle değilmiş herhalde." dedirtti yazar. Bu açıdan kendisi tebrik ederim, kendimden şüpheye düşürttü. :D

Aslında ilk kitabı ikinci kitaptan daha çok sevdiğimi ve daha başarılı bulduğumu söylemem gerekir; ilk kitaba 5 üzerinden 4 verirken; bu kitaba da 5 üzerinden 3,5 veriyorum. Neden tam olarak bilemiyorum(beklentim belki fazla yüksekti) ama olayların gidişatı ve karakterler arası konuşmalar bana biraz ortalama geldi; üzerinde biraz daha durulup, geliştirilseydi daha iyi olurdu. Karakterlerin konuşmasına da biraz taktığımı söylemem gerek; yani erkek karakterlerin hemen hemen hepsi de aynı tarz konuşması, sanki hepsinin aynı torbadan çıkmış gibi hava vermesine sebep olmuş; bu da karakterlerin kendilerine özgünlüklerini kaybettirmiş.  Sarai'nin kana susamışlığını da ancak son sayfalarda görüp, algılayabildim; öncesinde bana sadece intikam isteyen ve hayatı için kiralık katil olmayı seçen bir kadın portesi ötesini çizemedi. Sadece Victor'un sözleriyle kana susamışlığını 'biliyoruz' ama açıkçası 'göremiyoruz'... Sonuçta Victor da yeri geldiğinde intikam alan kiralık bir katil ama kana susamış değil. Fredirick'in deliliği bile daha iyi gösterilmiş.

Şimdilik söyleyeceğim bu kadar, inşallah 3. ve 4. kitaplar daha başarılıdır.
                                               (Soluk renkli fiyat, etiket fiyatıdır. Üstündeki ise internet fiyatıdır.)